Mikail Aleyhisselam

Kur’ân-ı Kerim’de ismi zikredilen dört büyük melekten birisidir. Âyeti kerimelerin yanı sıra bazı hadislerde de diğer üç büyük melek ile birlikte ismi zikredilmiştir. Peygamber Efendimiz gece namazlarına başlamadan ve bütün namazlarından sonra Cebrail ile birlikte ismini zikretmiştir. Gerek Kur’ân-ı Kerim’de gerekse Peygamber Efendimizin (asm) hadislerinde ismiyle zikredilmesi, Mikail Aleyhisselâm’ın, Allah katındaki üstün yerinin en büyük işareti ve göstergesi olarak kabul edilmiştir. Risâle-i Nur’un muhtelif yerlerinde ismi zikredilmiş, diğer meleklerin yanı sıra kendisi ve nezareti altında bulunan melekler taifesinin görevleri hakkında izahatlarda bulunulmuş, Yüce Allah’ın saltanatının haşmetine işaret edilmiştir.

İslâm akidesine göre Mikail dört büyük melekten biri olup ismi Kur’ân-ı Kerim’de geçmektedir. Âyet-i kerimede; “Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.” (Bakara 2/98) buyrulmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in bu ayetinin yanı sıra Peygamber Efendimiz de (asm) bazı hadislerinde Mikail Aleyhisselâm’dan söz etmiştir.

Peygamber Efendimizin Mikail’den söz etmesinin önemli sebeplerinden bir tanesi, Yahudilerin bu büyük meleğe atfettikleri ve İslâm inancıyla bağdaşmayan özellikleri sebebiyledir (Yahudilere göre Mikail onların koruyucu meleği, Cebrail onların düşmanıdır).

Peygamber Efendimize soru soran Yahudiler, sordukları bütün sorulara cevap alındıktan sonra, son olarak kendisine vahyin kimin vasıtasıyla gönderildiğini sormuşlardır. Yani vahiy meleğinin kim olduğunu öğrenmek istemişlerdir. Peygamber Efendimiz de, vahyi Cebrail Aleyhisselâm’ın getirdiğini ve böylece vahiy meleğinin Cebrail olduğunu buyurmuştur. Bu ifade ise Yahudilerin hoşuna gitmemiştir. Çünkü, onların inanışına göre Cebrail Yahudilerin düşmanıdır. Ayrıca, Cebrail’i sefaletin ve felâketin meleği olduğunu iddia etmişlerdir.

Peygamber Efendimize sordukları son soruya, istemedikleri bir cevap alan Yahudiler, bu seferde meleklerden bir dostunun olup olmadığını sormaya başlamışlardır. Bu soruya da Cebrail’dir diye cevap veren Peygamber Efendimiz, Cebrail’in vazifeli olup Cenâb-ı Hak tarafından bütün peygamberlere gönderildiğini ve hepsinin de istisnasız dostu olduğunu sözlerine ilâve etmiştir. Tabi olmamak için bahane arayan Yahudiler, bu sefer de Cebrail Aleyhisselâm’ı bahane ederek dâvetini reddetmişler, şayet dostun Cebrail değil de başka bir melek olsaydı, biz sana tabi olurduk demişlerdir.

Cebrail Aleyhisselâm’ı bahane edip tabi olmayan Yahudilere, Peygamber Efendimiz tarafından sebebi sorulmuştur. Onlar da, Cebrail’in kendi düşmanları olduğunu söylemişlerdir. Peygamber Efendimiz ile bazı Yahudiler arasında cereyan eden bu görüşmeden sonra Kur’ân-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 97 ve 98. ayetleri nazil olmuştur; “De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah’ın izniyle Kur’ân-ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir./ Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.”

Peygamber Efendimiz ile söz konusu diyaloga giren şahsın Fedek hahamlarından Abdullah bin Suriye olduğu, Peygamber Efendimiz ile münakaşa ettiği, söz konusu soruları sorduğu, Cebrail Aleyhisselâm için “düşmanımızdır” ifadesini kullandığı, başka bir melek vahyi getirmiş olsaydı tabi olurduk dediği, ifade edilmiştir. (Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, TDV. İA. Yayını, Ankara, 1993, s. 14).

Cebrail Aleyhisselâm ile beraber, peygamberlere gönderildikleri ve elçi görevi de gördükleri kaydedilen bu iki melekten, asıl vahiy meleğinin Cebrail Aleyhisselâm olduğuna vurgu yapılmaktadır. Özellikle Peygamber Efendimize yüce görevinin tevdi edildiği ilk yıllarda geldiği ve bazı vahiyler getirdiği Mikail Aleyhisselâm’ın elçiliğinden söz edilmiştir. Ancak, asıl vazifesi vahiy getirmek olan Cebrail Aleyhisselâm’ın Peygamber Efendimize daha yakın olduğu kabul ve nakledilmiştir.

Gerek Kur’ân-ı Kerim’de gerekse hadislerde ismi ikinci sırada zikredilen Mikail’in Cebrail Aleyhisselâm’dan sonra geldiğine vurgu yapılmakla birlikte, Yüce Kitap’ta bu meleklerin isimleriyle anılmasının konumlarını ve kendilerine verilen değeri açık bir şekilde gösterdiği de ilave edilmiştir. Cenâb-ı Hak, kelâmında Mikail Aleyhisselâm’ın ismini zikrettiği gibi, Peygamber Efendimiz de; gece namazlarına başlayacağı sırada ve diğer bütün namazlarından sonra duâlarında Cebrail Aleyhisselâm ile birlikte Mikail Aleyhisselâm’ın da ismini zikretmiştir. Peygamber Efendimizin bu davranışı da meleklerin Cenâb-ı Hak katındaki üstün dereceleri için önemli bir gösterge olmuştur.

Mikail Aleyhisselâm’ın ismi Risâle-i Nur’un muhtelif yerlerinde geçmekte ve özellikle vazifeleriyle ilgili önemli izahlar yapılmaktadır. Meleklerin bir kısmının sadece ibadetle meşgul oldukları belirtilen izahta, bazılarının ise görevli oldukları ve görevleri itibariyle “bir nevi insan gibi” oldukları ifade edilmiştir; “Tâbir câiz ise, bir nevi çobanlık ederler, bir nevi de çiftçilik ederler. Yani, rûy-i zemin umumî bir mezraadır; içindeki bütün hayvanâtın tâifelerine Hâlık-ı Zülcelâlin emriyle, izniyle, hesâbiyle, havl ve kudretiyle bir melek-i müekkel nezâret eder. Ondan daha küçük herbir nevi hayvanâta mahsus, bir nevi çobanlık edecek bir melâike-i müekkel var. Hem de, rûy-i zemin bir tarladır; umum nebâtât onun içinde ekilir. Umumuna Cenâb-ı Hakkın nâmiyle, kuvvetiyle nezâret edecek müekkel bir melek vardır. Ondan daha aşağı, bir melek bir tâife-i mahsusaya nezâret etmekle Cenâb-ı Hakka ibâdet ve tesbih eden melekler var.” (Sözler, 1993, s. 318) denildikten sonra, bunların en büyük nazırlarının da Mikail Aleyhisselâm olduğu belirtilmiştir.

Kâinat sarayının muhtelif dairelerinin bulunduğu, bu dairelerde muhtelif görevlerin mevcudiyeti, söz konusu görevleri ifa eden melekler taifesinin bulunduğu ve her taifenin başında da bunlara nezaret eden büyük bir meleğin varlığına işaret edilmektedir. Mikail Aleyhisselâm’ın görevleri sıralanırken; “…Hazret-i Mikâil, yeryüzü tarlasında ekilen masnuât-ı İlâhiyeye, Cenâb-ı Hakkın havliyle, kuvvetiyle, hesâbiyle, emriyle, bir nâzır-ı umumî hükmündedir, tâbir câizse umum çiftçi-misâl melâikelerin reisidir. Hem Fâtır-ı Zülcelâlin izniyle, emriyle, kuvvetiyle, hikmetiyle, umum hayvanâtın mânevî çobanlarının reisi, büyük bir melek-i müekkeli vardır.” denilmektedir (Sözler, s. 473).

Cebrail Aleyhisselâm ile birlikte diğer büyük meleklerin görevleri ve bu görevlerin ne kadar harika bir şekilde yerine getirildiğinin açıklandığı bir başka izahta ise; “…rızıktaki ihsanat-ı Rahmâniyeye nezaretle beraber şuursuz şükürleri şuurla temsil eden Mikâil Aleyhisselâm gibi meleklerin pek acip mahiyette olarak bulunmaları ve vücutları ve ruhların bekaları, saltanat ve haşmet-i rububiyetin muktezasıdır.” (Şuâlar, s. 236; Asa-yı Musa, s. 73) denilmiştir.

Kategoriler

Arşivler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.